Doğum sonrası toparlanma süreci ve gebelikteki değişikliklerin geri dönmesi

Hormonal değişikliklerin geri dönmesi:

Hamileliğin başlamasıyla birlikte kadın vücudunda önceden var olmayan, hamileliğe özgü çok sayıda hormon üretilir. Bazı hormonlar ise hamilelik öncesi dönemde de kadın vücudunda bulunurlar ve hamilelikte bu hormonların seviyeleri yükselir (progesteron, östrojenler, prolaktin gibi). Tüm bu hormonlar anne adayının hamileliğe uyum sağlaması, bebeğin gelişmesi ve nihayet zamanı geldiğinde doğum eyleminin başlaması açısından son derece önemlidirler.

Östrojen hormonu doğum sonrası kısa sürede hamilelik öncesi seviyeye iner. Progesteron hormonu yaklaşık bir hafta içerisinde hamilelik öncesi düzeye inerken, beta-HCG'nin kandan kaybolması ve hamilelik testlerinin menfileşmesi iki hafta gibi bir sürede gerçekleşir.

Süt üretimini sağlayan prolaktin hormonu bebek emdikçe seviyesini korumaya devam eder.

Oksitosin adı verilen ve bir yandan rahimin kasılması ve "toparlanmasını", öte yandan üretilen sütün kanallar içinde ilerlemesini sağlayan hormon da bebek emdikçe salgılanmaya devam eder.

Fizyolojik değişikliklerin geri dönmesi:

Hamilelik döneminde vücutta önemli derecede sıvı artışı olur. Bu artışla beraber kan hacmi de artar ve dokular arasında biriken sıvı özellikle ayaklarda fizyolojik ödem (şişme) oluşumuna neden olur.

Lohusalığın ilk saatlerinden itibaren vücutta biriken bu fazladan sıvı bir yandan idrar yoluyla, öte yandan terlemeyle atılır. Süt üretimi devreye girdiği andan itibaren süt salgı bezlerini uyaran hormonlar ter bezlerini de kısmen uyardıklarından bazı anne adaylarında lohusalıkta aşırı terleme ortaya çıkabilir. Terlemeyle atılan sıvının yerine konması açısından annelerin sıvı alımını artırmaları son derece önemlidir.

Solunum ve dolaşım sistemi değişikliklerinin geri dönmesi:

Hamilelik döneminde dakika solunum sayısı ve dakika kalp atım sayısı artar. Lohusalık döneminde bu değişiklikler kısa zamanda geri dönerler. Bazı lohusalarda dakika kalp atım sayısı geçici olarak hamilelik öncesi değerlerden daha düşük olabilir.

Hamilelik döneminde büyüyen rahimin diyafragma kasına (diyafragma göğüs kafesi ile karın boşluğunu birbirinden ayıran yapıdır) ve akciğerlere bası yapması özellikle hamileliğin ilerleyen dönemlerinde nefes darlığı hissinin ortaya çıkmasına neden olur. Bebek doğduktan sonra bu bası ortadan kalktığından bu belirti kısa zamanda ortadan kalkar.

Hamilelik döneminde dolaşım sisteminde önemli değişiklikler ortaya çıkar. Bu değişikliklere bağlı olarak hamilelikte tansiyon değerleri düşme eğilimi gösterir. Hatta bazı anne adaylarında ayakta dururken düşen tansiyon değerleri bayılma hissine neden olabilir. Lohusalık döneminde bu değişiklikler de hızla geri döner

Hamilelik döneminde rahimin ana toplardamarlara bası yapması nedeniyle vücudun alt kısmında kan dolaşımı nispeten yavaşlar. Buna bağlı olarak anne adaylarının önemli bir kısmında, sıvı tutulmasının da katkısıyla, özellikle ayakta durmakla artan ödem (şişme) meydana gelir.

Yine dolaşım yavaşlamasına bağlı olarak anne adaylarının bir kısmında bacaklarda varisler şiddetlenir veya önceden hiç varisi olmayan anne adaylarında hamilelik döneminde varisler ortaya çıkabilir.

Dolaşımın yavaşlamasına bağlı olarak anne adaylarının bir kısmında basur ortaya çıkar veya önceden varolan basurun şiddeti artar.

Hamilelik döneminde dolaşım sisteminin mekanik basıya bağlı olarak yavaşlamasıyla ortaya çıkan bu değişikliklerin hemen tümü, bebek doğduktan ve bası ortadan kalktıktan sonra kaybolur. Bu nedenle hamilelik döneminde varis ve basurlarda, çok şiddetli belirti vermediği sürece cerrahi tedavi tercih edilmez ve mümkün olan her durumda doğum sonrası beklenir. Her iki durum da lohusalık döneminde hızla hafifler.

İdrar yollarında ortaya çıkan değişikliklerin geri dönmesi:

Hamilelik döneminde idrar yollarında da önemli değişiklikler ortaya çıkar. Bunların çoğu anne adayı tarafından farkedilmez. Ancak rahimin mesaneye yaptığı mekanik bası, özellikle birinci ve üçüncü trimesterde mesane kapasitesinin azalmasına neden olur. Buna bağlı olarak az miktarda idrar bile "idrar yapma ihtiyacı" uyandırır.

Bebek doğduktan sonra mesanedeki bu bası kısa zamanda ortadan kalkar. Mesane kapasitesi aniden hamilelik öncesi döneme ulaştığından mesane işlevleri lohusalıkta belli bir süre azalır. Buna bağlı olarak bu kez de geçici "idrar yapamama" şikayetleri ortaya çıkabilir. Vajina girişinde bebek doğarken ortaya çıkan ufak tefek sıyrıkların ağrı uyandırması bu şikayetleri artırabilir.

Mesaneyle ilgili diğer bir sorun da öksürme esnasında ortaya çıkar. Mesaneyle üretra (idrarı dışarı boşaltan kanal) arasındaki kapak mekanizmasının işlevlerinin azalması öksürme, hapşırma, ıkınma ve karın içi basıncı artıran diğer işlemlerde ("hoplama, zıplama" gibi) idrar kaçırmaya neden olur. Bu da sıklıkla geçici bir durumdur ve lohusalık dönemi bittiğinde bu belirti ortadan kalkmış olmalıdır.

Her ne kadar idrar yapımı ve boşaltımı artmış olsa da mesane tam olarak boşalmakta zorlandığından mesane içinde "artık idrar" kalmaktadır. Bu durum bakterilerin çoğalmasını ve idrar yolu enfeksiyonlarının oluşmasını kolaylaştırabilir. Lohusalık döneminde bu nedenle annelerin yaklaşık %3'ünde idrar yolu enfeksiyonu ortaya çıkar.

Lohusalıkta ortaya çıkan vücut ısısı değişiklikleri:

Bebek doğduktan sonraki ilk dakikalarda vücuttan ani ısı kaybedilmesine bağlı olarak annede fizyolojik titreme ortaya çıkar. Bu titreme bazen beraberinde üşüme hissiyle de beraberdir, kısa sürelidir ve anne rahatsız olduğunda üzerine battaniye örtülmesiyle kısa zamanda kaybolur.

Lohusalığın ilk gününde vücut ısısında hafif bir artış görülebilirse de bu kısa sürer ve ikinci günde normale döner.

Vücut ısısı farklı zamanlarda yapılan ölçümlerde 38 derece ve üzerine çıkarsa muhtemel bir enfeksiyonu ortaya çıkarmak için doktor kontrolü gerekir.

Lohusalıkta ortaya çıkan ruhsal değişiklikler:

Hamilelik döneminde ortaya çıkan ruhsal değişiklikler lohusalıkta daha belirgin hale gelebilir.Lohusalık dönemine damgasını vuran en önemli psikolojik değişiklik ruhsal labilitedir ("değişkenlik", "dalgalanma"). Çoğu anne bu değişiklikleri kısa sürede atlatırken, ileri durumlarda annede doğum sonrası depresyonu adını alan ve tedavi gerektiren durum ortaya çıkabilir.