gebelik.org

Kadın Sağlığı Arama Motoru

Doğru arama yapın, aradığınızı bulun...



gebelik.org Dr.Kağan Kocatepe tarafından hazırlanmıştır.
       
       
Dr. Kağan Kocatepe'den muayene randevusu almak için tıklayın>>

UNTERSUCHUNGSTERMİNE

MAKE AN APPOİNTMENT

gebelik.org
MÜZİKLİ SAYFA...

gebelik.org

İÇİMİZDEN BİRİ ARŞİVİNE GEÇMEK İÇİN TIKLAYIN

hamilelik dönemi
dünyanın hamilelik ile ilgili
ilk görüntülü bilgilendirme sitesi

yayında...
www.hamilelik.tv

   
İÇİMİZDEN BİRİ: Yeşim Önal

6/7/2001[KK-TGK]

Benim için en keyifli doğumlardan biriydi...

Dr. Kağan Kocatepe

gebelik.org

Merhabalar...

Yeşim Önal

Ben Yeşim Önal. 28 yaşındayım ve 5 aylık minik Simge'nin annesiyim. Bir zamanlar aynı psikolojiyi paylaştığım karnı burnunda meraklı arkadaşlarımla tecrübelerimi chat yoluyla paylaşmak çok yorucu olmaya başladığı için artık ben de yazmaya karar verdim. Ve işte zamanında özlemle bekleyip "bir gün burada yazmak bana da kısmet olacak mı?" diye düşünüp hayaller kurduğum köşedeyim: "İçimizden Biri" köşesinde :)

Bana verilen muhtemel doğum tarihi 18 Kasım iken inat edip son haftaya kadar "yıkılmadım ayaktayım" diyerek çalışmaya devam ettim. Kağan Bey tarihe geçeceğimi söyler durur "bırak Allah aşkına artık" derdi.

Son hafta da yerimde duramayarak her gün sokaklarda gezdim:pazartesi, salı, çarşamba... Bol su içmenin ve bol bol yürüyüş yapmanın gerçekten çok faydasını gördüm.

Derken geldi perşembe. Meraklılar bilir perşembe günleri Ulus pazarı vardır. Aslında niyetim pazara gitmekti ama sabah kalkınca ayağımın hiç çekmediğini fark ettim ve bir türlü yataktan çıkamadım. Keyif yapmak çok hoşuma gitti.

İş yerinden arkadaşlarım aradılar saat 10 gibi ve sitem ettiler "e hadi artık, bebek sevelim" diye. Saat 11 olduğunda eşimle telefonda görüşürken hafif bir akıntı hissetmeye başladım. Bir kaç gündür biraz akıntım vardı, "herhalde idrar yollarımı üşütmüşüm" diye düşünüyordum, hatta eşim duymasın, nerede ve ne zaman üşüttüğümü de çok iyi biliyordum :) Şimdiki aklım olsa hiçbir akıntıyı ASLA hafife almazdım. Konuşmaya devam ederken bir fark ettim ki, durmuyor. "Metin" dedim, "dur bir dakika, galiba suyum geliyor, ben seni ararım". Ve tuvalete koştum. Evet, beklenen an gelmişti ve suyum geliyordu. Evde yalnız olduğum için meraklanmıştı eşim ve 1-2 dakika sonra telefon çaldı. "n'oldu" diye sordu, "zamanı geldi Metin" dedim. Dalga geçiyorum sandı. "ne, nasıl yani, iyi misin, geliyorum, hemen geliyorum..." Yüzümde kocaman bir mutluluk ifadesi telefonu kapatmıştım ki bir daha çaldı. Yine Metin, bana inanmıyordu: "bak, ciddi misin, dalga geçmiyorsun değil mi, bak geliyorum hemen". Canım, çok şaşkın oluyorlar. Zaten, artık valizimi hazırlamam için 1 ay önceden bana baskı yapmaya başlamıştı.

Neyse, derken Kağan Bey' i arayıp haber verdim. Ve duş yapıp yapamayacağımı sordum. Yapabileceğimi, hazırlanıp kararlaştırdığımız hastaneye gitmemi, orada buluşacağımızı söyledi. İçimdeki heyecanı ve yüzümde bitmek bilemeyen gülümsemeyi tarif etmem imkansız. Duşumu yaptım, eşyalarımı topladım, son kontrolleri yaptım ve Metin geldi. Benim hala fıkır fıkır evin içinde dolaşmama çok şaşırdı. Ağrı, sızı, daha henüz hiçbir şey başlamadığı için rahattım. Düşünsenize, insanlar tarlada, köyde tek başına doğum yapıyor, etrafımızda bize yardım etmek için çabalayan insanlarımız olduğu için çok şanslıyız aslında.

Derken yola çıktık. Hep flaşörleri yakıp, emniyet şeridinden gitmek zorunda kalacağımızı düşünürdük, malum, İstanbul trafiği. Dışarıya bir çıktık, hava günlük güneşlik, trafik sakin, köprü bomboş...

Hastane olarak İstanbul Memorial Hastanesi'ni seçmiştik ve önceden gidip hastaneyi ve odaları gezmiştik. Kağan Bey "acil kapısından girin, sizi bekletmesinler" dedi. Girdik. Görevlilere doğum için geldiğimizi söyledik. Normal mi sezaryen mi olduğunu sordular, normal olduğunu söyledik. Bana uzaylı gibi baktılar, sanki normal doğum yapmak enayilik, salaklıkmış gibi. "randevunuz var mı" dediklerinde düşüp bayılacaktım artık. "hanımefendi normal doğumun randevusu mu olur" dediğimde kendine geldi hatun. Böyleleri neden hep beni bulur...

Neyse, odama aldılar ve Kağan Bey geldi. Hemen üstümü değiştirtti ve muayeneye aldı. 2 cm. açılma vardı. Epidural isteyip istemediğimi sordu ki bunu daha önce konuşmuştuk ve bana şiddetle tavsiye etmişti. "Evet" dedim, "epidural istiyorum". "Bekleyeceğiz" dedi, "4cm. açılınca yapacağız"

Derken anestezi uzmanımız Kadir Bey geldi. Ağrılarımı artık yavaş yavaş hissetmeye başlamıştım. Kulak dolgunluğu endişelerim vardı içimde epidurale karşı "çok tehlikeli, felç olabilirsin, hayatın mahvolabilir vs.vs.vs"... İnsanlar sanki birbirini endişelendirip üzmekten zevk alıyorlar. Aman arkadaşlar, kulaklarınızı tıkayın böyle şeylere. Olabildiğince güzel sohbetlere girip güzel şeyler düşünün. Çünkü ister inanın, ister inanmayın, karnınızdaki bebek gerçekten çok etkileniyor tüm bunlardan. Sonuçta yukarıda Allah var, inancınızı asla yitirmeyin ve hakkınızda hayırlısının olması için dua edin. Araştırın, mantığınızın almadığı hiçbir şeye inanmak gibi bir mecburiyetiniz yok.

Cehalet birçok hatanın kaynağıdır, sorun, öğrenin, ama ehil insanlardan bilgi alın, kulak dolgusu şeylere pabuç bırakmayın. Kağan Bey bana dedi ki, "saçmalama bu yöntem 80 senedir uygulanılıyor ve şu gördüğün arkadaş hayatının 10 senesini feda etti sırf sana bu ağrıyı çektirmemek için. 6 sene klasik tıp eğitimi, 2 sene anestezi uzmanlığı, 2 sene de epidural eğitimi... bırak da işini yapsın. Epidural aralığına bir iğne sokacak, bunun riski sokakta yürürken trafik kazası geçirme riskinden daha fazla değil inan ki" Kağan Bey'e gelene kadar 2 doktor değiştirmiştim ve onda karar kılmamın en büyük nedeni buydu işte. Adam "bilgi paylaşmak içindir" diyor ve o bilgiyi de paylaşmaktan zevk alıyor.

Herkesin bir aklı ve mantığı var, işin mantığını açıkladığınız zaman karşınızdakinin sizin düşüncenizi kabullenmesi daha kolay oluyor. Hastalar tıp eğitimine sahip olmayabilirler ama düşünce gücüne sahipler ve insan doğasında öğrenme isteği yatıyor. Ben böyle yetiştim, sorarak ve mantıkla bağdaştırarak. Simge 4. ayını tamamladığı gün (16/03/2001) babamı kaybettim. Beni böyle yetiştirdiği için ona çok şey borçluyum...

Buna saygı duyacak doktorlar seçin kendinize, sizi bilgi sahibi olmadığınız için hor görecek ve açıklamaktan gocunacak, anlatmaktan kaçıp bir sürü tıbbi terimle sizi boğup daha büyük bir soru işaretiyle başbaşa bırakacak doktorlardan sakının. Ne yaptığınızı ve onu ne için yaptığınızı, sizden neyin neden istenmiş olduğunu bilerek davranırsanız herşey daha kolay olur. Sonuçta insanın doktoruna güvenmesi çok önemli. Aynı dili konuşmadığınız bir adama ne denli güvenebilirsiniz bir düşünün. Ne kadar tıbbi bir konu olursa olsun, sizin de anlayabileceğiniz bir dil vardır mutlaka. Size, o dili bulacak ve kullanmak için çaba gösterecek kadar saygı duyan doktorlarla devam edin yolunuza.

Neyse, sonra zamanı geldi ve benden lavman yapmamı istedi. Yine kulak dolgunluğu nedeniyle çekimser davrandım ve istemedim. Çünkü benim basur ve çatlak problemlerim var. Bu şikayetlerimi bildiğini, lavmanın bana hiçbir rahatsızlık vermeyeceğini ve hatta doğuma yardımcı olacağını söyledi. Dediğini yaptım bir hemşirenin yardımıyla ve inanın rahatsız edici hiçbir şey yaşamadım. Diyalog tüm sorunların anahtarı bence...

Artık sancılarım sıklaşmaya başlamıştı. Şunu bilin arkadaşlar, doğum kolay bir olay değil. Ama bebeğinizin geçmesi gereken yaklaşık 10 cm. uzunluğundaki o dapdaracık yol onu size kavuşturacak. Yine de, öyle ya da böyle, kolay olmayacak. Kağan Bey bana "sana tamamiyle ağrısız sancısız bir doğum vaat edemem" demişti. Düşünsenize, sezaryen bile yaptırsanız, doğum anında birşey hissetmiyorsunuz ama ya sonrası? Yine sancı ve ağrı var. Dedim ya, öyle ya da böyle, anneliğin bedeli bu. Ödemeye değmez mi :)

Akşam saat 4 olduğunda artık 4 cm. açılma tamamlanmıştı, epidural yapma zamanı gelmişti. Sancı geldiği zaman dayanmak güç olmaya başlamıştı. Metin yanımda, sancı gelince yürümek, ortalarda dolaşmak beni rahatlatıyordu.

Derken epidural yapıldı. İlk önce lokal olarak o bölgenin uyuşturulması için belden bir iğne yapılıyor ondan sonra hafif uyuşunca ucunda iğne olan çok çok incecik bir hortumcuk olan epidural kateteri belden içeri sokuluyor ve iğne geri çekildiğinde katater yerine yerleşmiş oluyor. Ondan sonrası çok kolay. İhtiyacınız olduğunda kataterden içeri bir sıvı gönderiliyor. Belden aşağı o sıvının buz gibi indiğini hissediyorsunuz ve bir anda rahatlıyorsunuz, tüm ağrınız yok oluyor. Ama dikkat edin, ağrınız yok oluyor, basınç değil. Ben yaklaşık 10 saniye kadar çok yoğun ağrı hissettim iğne epidural aralığına girerken. Ama sakın korkmayın çünkü bu bedensel birşey. Benim bedenim geç uyuşuyor. Önden yapılan lokal anestezi etkide yetersiz kaldı geç uyuştuğum için. Hatırlarsanız Pınar da epidural yaptırmıştı ve hiçbir şey hissetmediğini yazmıştı. Şunu itiraf etmeliyim ki, evet o 10 saniye ağrım çok yoğundu ama doğum sancısı ile karşılaştırıldığında, Allah epidurali icat edenden razı olsun ! Epidural sonrasında gece 10-11 gibi doğum yapabileceğim söylendi. Bu arada nst'ye bağlı olduğum için devamlı bebeğin ritmini takip edebiliyorduk. Metin yanımda sımsıkı elimi tutuyordu.

Akşam 6 olduğunda çok seri ve güzel bir açılmanın gerçekleştiği ve doğum zamanının geldiğini söyledi Kağan Bey beni muayene edince. Beni doğum yapacağım yan odaya aldılar. Memorial'da usul böyle. Oda görünümlü bir yer bir-iki değişiklikle hemen doğumhane halini alıyor. Yani yatak doğum yatağı oluveriyor hemen yanlardaki ayak koyma yerlerini açınca (bildiğimiz ve hep muayene olduğumuz jinekolojik yatak) Çok hoş bence. Sıcak bir ortam paylaşıyorsunuz etrafınızdakilerle. Ayağımda çorap, üstümde kendi geceliğim, yine de üşüdüm, üstüme yorgan verdiler, çok şaşırdım. Çok rahattılar ve onların o rahatlığı beni de sakinleştiriyordu. Orada titremek herhalde sinirlerimi had safhasında gererdi.

Ve beklemeye başladık. Kağan Bey karşımda, Kadir Bey yanımda, ağrıları hissettikçe ilaç verdi hortumcuktan. Bünyeden bünyeye değişen bir şey bu. Kimisi daha kolay uyuşur, kimi daha zor, kimi ise hiç. Benim epiduralim 6:30 gibi tam anlamıyla oturdu. O zamana kadar ağrıları hissettikçe Kadir Bey takviye yaptı. Evet, bu yüzden sancı çektim, "Allah'ım yardım et, alın artık şunu n'olur, sezaryen yapın, ne yaparsanız yapın" diye benim de bağırdığım zamanlar oldu ama lütfen dürüst olalım, oraya çay içmeye gitmedik zaten, tabii ki biraz sancı olacak. İnsan o psikoloji ile biraz da mızmızlanıyor galiba.

Sancıları çekerken mızmızlanıyor, sonra iğne yapılınca anında sakinleşip, etrafa gülücükler dağıtıp sohbet etmeye başlıyordum. Fıkralar anlattık, şakalar yaptık, güldük, eğlendik. Bir ara Kağan Bey bebeğin başının taçlandığını söyledi. Yani kafasını görüyormuş. "elimi oraya koysam dokunabilir miyim yani?" dedim heyecanla bunu duyunca. "Evet" dedi Kağan Bey, "tabii ki". Gayri ihtiyari elimi uzattım ki, hepsi birden "sakın" diye bağırdılar, elim hijyenik olmadığı için. Kağan Bey bir süre yardım etmeye çalıştı bebeğe. Baktı ki bebek sıkışıyor ve zorlanıyor, son ana kadar bekledi ve sonunda "kesiği atmak zorundayım" dedi. İnanın hiçbir şey hissetmedim. Sadece aşağıda çok yoğun bir basınç hissediyordum bebek artık çıkmaya başladığı için. Sanki kabız olmuş da tuvalete çıkmaya zorlanıyormuşum gibi.

Bu arada devamlı Kadir Bey'in telefonu çalıyordu, hem de "görevimiz tehlike" melodisinde :). "hıı, şu anda doğumdayım, ben seni ararım" diyordu. O kadar doğal bir ortamdı ki beni çok rahatlatıyordu.
Ve ıkınma zamanı gelmişti. "ben söylediğim zamanlarda ıkın" dedi Kağan Bey. Çabalıyordum ama "öyle değil" diyordu, ayol 10 kere mi doğum yaptım, ne bileyim nasıl olacağını :) "nasıl yapmam gerektiğini anlatın bana" dedim. Sonunda doğrusunu bulduk beraber. 2 hemşire, Kağan Bey, Kadir Bey ve ben. Hep beraberce oraya odaklanmıştık, zamanı gelince ıkınmam için hep beraber destek oluyorlardı. Bir ara Kağan Bey'în elleriyle birşeyi tutup çekmeye çalıştığını fark ettim. "eyvah Kağan Bey "dedim, "çocuğun kafası kopacak":). Sonunda baktı ki ben artık yoruluyorum, hemşirelerden yardım etmelerini istedi. Biri ellerini karnımın üstüne koydu, diğeri de onunkilerin üstüne. Kağan Bey "hadi" dediğinde, o çekiyor, ben itiyor, hemşirler bastırıyor ve Kadir Bey de kafamı arkadan destekliyordu. İnanılmaz bir takım çalışması.

Ve beklenen son geldi. Çok büyük bir gerilmenin ardından Kağan Bey iyice çekmeye başladı. Bu arada kalp atışlarını duyamamaya başladım. Çok korktum kalbi duruyor diye. Aslında şimdi düşününce fark ediyorum ki nst cihazı karnımın üst kısmında kalmıştı, halbuki bebek artık çıkmıştı, cihaz kalbi nereden seçebilirdi ki artık... Kağan Bey içimden birşeyleri çıkararak, tabiri yerindeyse, kopartarak çekti aldı.

Yeşim Önal

Müthiş bir duygu. Tarif edilemez, inanılmaz. Allah herkese bu muhteşem duyguyu yaşamayı nasip etsin. Saat 7:30'da kızım doğdu: 3,5 kilo ve 51,5 cm.

Onu gördüğümde çok şaşırdım. Kafası sıkışmıştı doğum kanalına, sol tarafı uzamıştı kafasının. Kıpkırmızıydı. Çok minicikti. Çok şaşkındı. Çok pisti. Çok çirkindi. Ama BENİM'di.

Simge'yi alıp hemen yan tarafımdaki muayene masasına yatırdılar. Sesi çıkmıyordu. Panik halde "neden ağlamıyor, neden ağlamıyor" diye bağırmaya başladım. Kağan Bey "merak etme, birşeyi yok" diyip duruyordu. "Kafası neden öyle, öyle mi kalacak?" Habire soru sorup duruyordum. Çok yorgundum. Kafasını görünce çok korkmuştum, ağlamayınca panik olmuştum. Ve çocuk doktoru ile bir hemşire habire birşeyler yapıp fısır fısır konuşup duruyorlardı. Beni bırakmış onunla ilgileniyorlardı hepsi, öylece kalakalmıştım yatakta, bacaklarım açık, daha dikiş atılmamış...Ağlamak istesem de ağlayamıyordum. Tek düşündüğüm onun iyi olmasıydı. Garip bir şekilde onu kaybetmekten çok korkuyordum. Sonunda çocuk doktoru dedi ki "akıntınız var mıydı?" Yaa, benim günlerdir önemsemediğim akıntı dönüp dolaşıp başıma iş açmıştı işte. Bebek doğarken o akıntıdan yutmuştu, onu temizlemeye, vakumlamaya çalışıyorlardı. Ve kakasını yapmıştı içeride. Panik halde devamlı "neden ağlamıyor peki, bebeğim iyi mi, n'olur söyleyin" diyip duruyordum. Sonunda çocuk doktoru dedi ki " sıkışınca kakasını yapmış içeride, ağlamaması daha iyi. Eğer ağlasaydı kakasını yutardı ve başımıza çok iş açardı, senin kız akıllı". Kağan Bey de "merak etme ağzını aspire ediyorlar, birazdan kucağına vereceğim" deyince rahatladım.

Göbek bağını kesmesi için babasını aradı Kağan Bey. Metin hiç dayanamaz böyle şeylere, yok olmuş ortalıklardan. Ve dikişlere başladı. Yine hiçbir şey hissetmedim. Yaklaşık yarım saat sürdü herhalde dikişler. İçte ve dışta yaklaşık toplam 20 tane dikişim varmış. Bu arada Metin geldi ve kızımızı gördü, resmini çekti camın arkasından. Minicik bir kedi yavrusu gibi şaşkın, yatıyordu işte orada. 9 aydır "evi" olarak bildiği yer onu zorla dışarı atmıştı, giderken kafası sıkışmıştı, uzamıştı bile minicik kafası. Belki çok ağlamıştı, yardım istemişti, korkmuştu. Korkudan kakasını bile yapmıştı. Bir de annesinin sesini duyuyordu arada sırada, "alın artık şunu, n'olur Allah'ım bitsin artık" diyordu. Belki küstü istenmediği için. Sonunda bir yere çıkardılar onu kolundan bacağından çekiştire çekiştire. Şaşkındı o yüzden. Burası neresiydi ki. Soğuk, pis kokan... Bir ışık vardı gözüne giren... Ne güzel rahattı içeride, annesiyle başbaşa, oyunlar oynuyorlardı beraber, hergün konuşuyordu annesi onunla, kimse duymuyordu. Uyutmuyordu annesini geceleri, idrar torbasının üstünde zıp zıp zıplıyor, kordonunu çekiştiriyordu. Bazen hıçkırık tutuyordu, annesi gülüyordu hep ona. Sonra elini emiyordu, annesi tam uykuya dalacağı sırada , kaburgalarının altına ayaklarını sokuveriyordu, işte yine zıplıyordu annesi, okşuyordu kızının minicik ayaklarını, bazen de kızıp "çek ayaklarını oradan" diyordu. Ama olsun. Aah aaaah, ne güzeldi içerisi... Kim sormuştu ki zaten ona çıkmayı isteyip istemediğini...

Sonunda verdiler kucağıma. Upuzun kafalı, minicik, çok çirkin ama muhteşem...

Herşey olmuş bitmiş, bir sukunet kaplamıştı ortalığı.

Doktorlarıma teşekkür ettim, bu kadar güzel, sıcak ve huzurlu bir doğumu sağladıkları için. Onlar da bana hayatlarında gerçekleştirdikleri en güzel ve en neşeli, bol kahkahalı, güldürülü doğum olduğunu söylediler. Hatta Kağan Bey hayatında hiçbir doğumda bu kadar eğlenmediğini bile söyledi.

Korkmayın arkadaşlar, tadını çıkartmaya bakın. Elbette biraz acı çekeceksiniz, gerçekçi olun, SİZ DOĞUM YAPACAKSINIZ. Ama yalnız olmayacaksınız. Doğru insanları seçtiğiniz sürece size yardım etmek ve hayatınızı kolaylaştırmak için ellerinden geleni yapacaklardır.

Beni odama aldılar. Yani yan odaya. Onu da giydirip getireceklerini söylediler. İçeride ailem, arkadaşlarım, eşim, hepsi hazır bekliyorlardı. Beni yatağıma aldılar ve sanki demin doğumdan çıkan ben değilmişim gibi neşeyle gülücükler saçmaya başladım ortaya. Hatta o kadar ki, bir evli bir çift arkadaşım sonradan geldi ve dedi ki "ee doğuma ne zaman alacaklar ?".Gülerek dedim ki "doğurdum bile"... Dehşet içinde baktılar bana. "hadi be, peki bebek nerede, hani 11'de doğuracaktın?" dediler, "içeride, giydiriyorlar" dedim. 10-11 gibi demişlerdi ya bize, biz de insanlara o şekilde haber vermiştik haliyle. Normal doğumda ne kadar bekleneceği belli olmadığı için kimseye o sıkıntıyı yaşaymayı istemedik ve karı-koca gittik hastaneye. Metin saat 6'da artık beni içeri aldıklarında haber verdi herkese. O ana kadar başbaşaydık. Bence böylesi çok daha güzeldi.

Getirdiler kızımı, koca kafasına giydirmişlerdi bir kukuleta. Doğar doğmaz nasıl bir içgüdüyle hemen emmeye başladıklarını aklım hayalim almıyor.

Ertesi gün eve gidebileceğimi söyledi Kağan Bey. Bu çok güzel birşey. İnsan evinde olmayı tercih ediyor. Normal doğumun bir avantajı da bu. Kağan Bey hep "sezaryen yapmam için ya bebeğin ya da annenin bunu hak etmesi lazım" derdi. Yani normal doğumdan vazgeçmesi için bir terslik, sıradışı bir durum olması lazım ki sezaryen kararı verilsin. Her ne kadar şımarıklık edip arada sırada sezaryen yapmasını istediysem de, bana uymadı. Ben de şımarıklık ediyordum zaten, başından beri şiddetle normal doğum olmasını istemiştim. Aslında epiduralim geç oturduğu için sancım vardı, yoksa 6:30'dan sonra, en zor olması gereken kısmında ÇOK RAHATTIM. Kesi atıldığında, dikişler atılırken, ve özellikle de gece boyunca hiç sıkıntı çekmedim çünkü birazcık birşeyler hissetmeye başladığımda, epidural hala duruyordu, iğnemi yaptılar, rahatladım. O gece heyecandan uyuyamadım. Kızım yanımda yatıyordu kendi yatağında. Memorial'ın en çok beğendiğim yanlarından biri de bu: bebekte veya annede bir problem olmadığı sürece veya anne aksini talep etmediği sürece bebek hep annenin yanında.

Evimize döndük. Kızımızı yatağına yatırdık. Ben bütün eleştirilere kulak tıkayarak ona ayrı bir oda yaptım, bir bebefon aldım ve ilk günden itibaren odasında yatırdım. Hiç pişman olmadım. İstedim ki artık benim bedenimden ayrı olduğunu, ayrı bir dünyası, ayrı bir hayatı, ayrı bir kişiliği olduğunu hissetsin. Bebefon sayesinde de nefesini bile duyabiliyordum.

En başında çok fazla sütüm vardı, devamlı akardı, başetmek çok zor oldu. Geceleri 5-6 kere üstbaş değiştirirdim. Süt kalıpları çok çok işime yaradı. Avent marka olanlarının fiyatı çok daha uygun. Ve bunlar sayesinde HİÇ göğüs ucu problemi çekmedim. Göğüslerimin ucu hiç çatlamadı. Devamlı sütümün içinde kaldıkları ve çamaşırıma sürtünmedikleri için doğal bir tedavi gördüler sanki. Problem yaşayan arkadaşlara tavsiye ederim. Göğüsleri akmasa bile kalıpları kullansınlar ve karbonat yerine anne sütü sürsünler, anne sütü çok iyi bir iyileştirici. Benim cildim çok hassas ve karbonatın göğüs uçlarımı parçalayıp atacağından emindim. Hijyen içinse, bebeğimin ağzında hiç pamukçuk olmadı.

Sonunda hastalandım. Emzirmeyi de kızımın isteğiyle bıraktım. Akıntım geçti. Artık dikişlerim iyileşti.

Anne olmak çok güzel. Onun yüzünü görmek, sesini duymak, büyümesini seyretmek çok güzel...

İşe başladım artık. Öğlenleri 10 dakika yüzünü görmek için köprü geçip eve gidiyorum. Çok ilginçtir ki bunu yapmazsam akşam eve gittiğimde uzun bir süre yüzüme bile bakmıyor. 3 ay boyunca ben baktım ona, sanırım bırakıp gittiğim için isyanını dile getiriyor. Normaldir herhalde, ne de olsa sevgi emek ister, fedakarlık ister...

Yeşim Önal

Akşam 6'dan sonra baba krizi tutuyor. Dünyaları çıkarın karşısına, babası olmadan susmuyor. Kucağına çıkınca savaş kazanmış komutan edasıyla bakıyor etrafa. Canavarın ta kendisi yani. Hep kendi yatağında yattığı için odasını ve yatağını çok seviyor, hatta bazen bunları arıyor ve dışarıdaysak eğer huysuzlanıyor.

Babamın vefatında 2 gün boyunca bakıcısıyla beraber annemin evinde üst kattaki bir odada kaldı sürekli. Sadece yatmak için kendi evimize gittik gecenin geç saatinde. 1 aydır da her akşam anneme gidiyoruz destek olmak amacıyla beraber yemek yemek için. Artık salonda mama emmek veya uyumak istemiyor, üst kattaki odaya çıkınca susuyor. Orasını o evdeki odası olarak benimsedi herhalde. Yine de kendi evi ve yatağını arıyor bazen. O ayırımı da yapabiliyor.

Zannetmeyin ki bebekler anlamaz; bu dünyadaki birçok yetişkinden daha iyi ve doğru algılayabiliyorlar bazı şeyleri. Ve daha prensip sahibi olabiliyorlar. Kendi odasında ve hatta yatağında yatmak istediyse, başka yerde uyutmayı becerin bakalım...Ya da üst kata çıkıp mamasını emmek istediyse, başka yerde emdirin bakalım...

Ona doyamadım ama yüreğimde sevgisini hissetmek beni oyalıyor. Eve gidince "canım yap anneye, cici yap, canım annem de, benim annem de" diyorum. Eskiden ellerini alır ben yüzüme sürerdim, şimdi ben bunları söylerken yüzümü o minicik elleriyle kendi tutuyor. Sıcacık, yumuşacık... Ve konuşuyor benimle aguuuuu...

Çok uzun oldu, biliyorum ama bebek sahibi olmaya çabalayan arkadaşlara... Lütfen sadece sevginizi yaşamaya çalışın, bebek yapmaya değil. Allah yaşadığınız o sevgiyi takdir edecek ve birgün size o en güzel meyveyi verecektir. O güne dek, biraz sabredin. Sonunda elde ettiğiniz güzellik beklemeye değer.

Biliyor musunuz, o ay aslında yumurtam görünmüyordu. Hamile kalmam imkansızdı. Bana bir sonraki ay hastalandıktan sonra kullanacağım, yumurtlamayı düzenleyecek hap bile vermişti doktorum. Bir türlü hastalanamaz oldum ki ilacımı kullanayım. Doktora gittiğimde "a-a bunun ne işi var burada" demişti. Meğer geç yumurtlamışım :) Ben, hastalanmam gereken gün hamile kaldım, daha ilacı kullanma fırsatı bile bulamadan. Bir mucizeydi. Çünkü çok istenen bir bebekti.

Beyin birçok şeye hükmedebiliyor arkadaşlar. Bunu unutmayın.

Bana herhangi bir konuda ulaşmak isteyen olursa adresim bbscn@hotmail.com

Seve seve yardım ederim.

Hepinizi sevgiyle selamlıyorum. Bebeklerinize ve kendinize iyi bakın.

Yolunuz ışık olsun. Sağlık ve sevgiyle kalın...

İstanbul, 10/04/2001


İÇİMİZDEN BİRİ ARŞİVİNE GEÇMEK İÇİN TIKLAYIN

.



© 2002 [ 9 AY 10 GÜN-Kitap: ISBN 975-6797-20-7 ]
© 2003 [28 Gün / Kadın Olmak- Kitap: ISBN 975-6797-46-0 ]
© 1999-2050 - Her hakkı Dr. Kağan Kocatepe'ye aittir.
Op. Dr. Kağan Kocatepe
>>Nispetiye Caddesi No:34
Levent / İstanbul>>