| İÇİMİZDEN BİRİ: NAZAN PAMİR - II Nazan'ın öyküsünün ilk bölümü için tıklayın... İçimizden Biri 2/9//2001 
DOĞUM HİKAYEM 
| Daha önce içimizden biri köşesinde yazdığım hamilelik hikayemin ikinci bölümünü nihayet yazmaya vakit bulabildim. Oysa bana hep sanki doğurup eve gelecek ve hayatıma eskisi gibi devam edecekmişim gibi geliyordu, anladım ki bu kadar bebek kitapları okumama rağmen ilk günlerin nasıl olduğunu kavrayamamışım ama gene de herşeye, tüm yorgunluklara rağmen Ege'nin yüzünü görür görmez insanda ne yorgunluk ne birşey kalıyor. Resim: 25 Ağustos Anneler Kulübü buluşması'ndan... |
Gelelim doğumuma; Hamile kaldığımdan itibaren doktorlarım hep normal doğum yapabileceğimi söylüyordu. Bense hep sezaryen olsa diye içimden geçiriyordum, nihayet gittiğim son doktor kontrolünde bebek gittikçe büyüme eğilimi gösteriyor diyerek doktorum da sezaryen yapmak istediğini söyledi. 01 Mayıs gününe karar kıldık. Daha 10 gun vardı ve bu 10 gün geçmek bilmedi. Zaten o 10 gün içinde iyice de ağırlaştım. Ayaklarım puf puf şişti, dudaklarım arap kızları gibi kocaman oldu ve karnım tipik bir son günleri gelen hamile karnı halini aldı. 30 Nisan günü ise duygularım allak bullak dolaşıp durdum. Durup dururken ağlamalarla başlayan günün sonunda akşam olmuştu. Doktorumun da önerisiyle sakinleşmek için yatmadan önce Passiflora içtim. Eşim ise 3 gündür bu şurubu içip ancak öyle uyuyabiliyordu heyecandan. O gece sadece 2 saat kadar uyuyabildim ve gece yarısı saat 02:00'den itibaren yatakta kah ağlayarak, kah sevinerek, kah korkarak oturdum. Bu 2 saatlik uykumda da bir rüya gördüm. Rüyamda " eşime sezaryenden ayılınca bana oyle bir işaret versin ki bebeğin iyi olduğunu anlayayım demişim. Ve ayıldığımda da parmağımda kocaman taşlı bir pırlanta olduğunu görmüşüm." O gece uyanık olduğum müddet boyunca hep karnımı tuttum. Bir daha onun karnımdaki kıpırtılarını, hıçkırıklarını hissedemeyecektim, birdaha kaburgalarıma o minik topuklarını sokamayacaktı ve bu gecenin bir daha tekrarı olmayacaktı. Evet sanırım ben onu doğurmak istemiyordum. Hep içimde kalsin, hep benim olsun, onu kimse görmesin ve gizli aşkımız hiç bitmesin demeye başladım. Doğunca onu bu dünyadan korumam sanki daha zorlaşacaktı ve bir de ya sağlığında bir sorun olursa diye içim içimi yiyordu. Derken sabah saat 05:00 oldu. Yataktan kalktık. Giyindik, ben bir de hafif makyaj yaptım. Eşim hemen hemen hiç işe yaramayacak olan hastane valizlerimizi arabaya taşıdı. O her arabaya gidişinde ben bir posta ona çaktırmadan ağlamaya devam ettim. Nihayet arabaya bindik ki, oda ne. Otoparkta geceden arabalar öyle bir park etmiş ki çıkmamıza imkan yok. Eşim diğer arabalara sürte sürte çıkacağım dedi ama neyse ki sonra ustalığını konuşturup aralardan geçerek evin otoparkından çıkmayı başardık. Hastaneye geldiğimizde, nedense sakin gibiydim. Odaya alındık. En çok ihtiyaç hissettiğim insan, annem kapıda göründü. Hastabakıcı gelip üstümü çıkartmama yardım etti ve sedye geldi. Sedyeye bindim, yattım, annemle kucaklaştım. Eşim kameraya her saniyeyi çekiyordu. Ona el salladım. Ama artık kendimi tutamıyordum ve yaşlar gözlerime sığmıyordu. Herkes neden ağlıyorsun deyip duruyor ama onlar oyle dedikçe boğazım daha da düğüm oluyordu. Ameliyahane kapısında en son eşime tekrar el salladım ve içeri alındım. Buz gibiydi, birsürü insan etrafımda hızla koşuşturuyordu ama bu telaşa rağmen hepsi bana şakalar yapmayı da ihmal etmiyordu. Bir an doktorumu göremedim ve telaşlandım ama hemen geldi. Narkozum yapıldı ve heryer karardı. Son saniyede yine gözlerimden damlaların aktığını hatırlıyorum. Azar azar kendime geldiğim sıralar sanırım asansörle odama çıkarılıyordum. Sedyenin milimlik her oynatılışında korkunç acılar hissettim. Yatağa yatırılırken hayatımda bundan daha fazla biryerim acıyamaz dedim kendi kendime. Etrafım ben ameliyattayken gelen ziyaretçilerle doluydu ama kimler olduğunu ve neler konuşulduğunu hiç hatırlamıyordum. Takılmış plak gibi hep "Neşet, bebek iyi mi? Sağlıklı mı?" diyordum ama verilen cevap sanki hep yalanmış gibi geliyordu. Aynı soruyu bir anneme bir eşime kimbilir kaç kez sordum. Bu arada sıtmaya yakalanmış gibi üşüyordum. Annem sıcak su dolu bir termofor bulup ayaklarıma koydu, çoraplarımı giydirdi, biraz biraz kendime geldim. Birsürü ziyaretçi geliyordu ve Neşet onu hiç görmediğim mutlu bir yüz ifadesiyle herkesi bebek odasına götürüyordu. Bebeği her gören çok güzel diyerek geri geliyordu. Ama ben hala görmemiştim ve meraktan çatlıyordum. Nihayet, bir gürültü koptu, herkes geliyor diye bağırmaya başladı. Başımı çevirdim, bebek hemşiresi, içinde bebeğimin olduğu arabayı yanıma yaklaştırıyordu. 
| Onu ilk gördüğüm anı anlatamam çünkü neler hissettiğimi tanımlayacak kelimeler yetmez. Yalnızca düşündüğüm tek birşey vardı o kollarıma konulunca "Keşke bir bebek daha yapma şansım olabilseydi" dedim. Öyle güzel, öyle mis kokuluydu ki. O anın hiç bitmesini istemedim. Meme vermeye çalıştım, o memeyi alıyordu ama süt yoktu. Zaten beni sonra en çok kahreden doya doya süt verememem olacaktı. |
Hemşire biberonla mama verdi. Ama bu hemşirenin verdiği son mamaydi çünki Neşet bir daha oğlunu hemşirelere hiç bırakmadı. Her mamayı kendi verdi, alt değiştirmeyi öğrendi. Geceleri hep yanımıza aldı. Çoğunlukla bebeği alıp omuzuna yatırdı, öyle uyudu. Sonra ne mi oldu? Once eşim hastanede yılın babası seçildi, sonrası daha da kötü; şimdi benim susturamadığım Ege babasının omuzuna kafayı koyar koymaz uyuyor. Doktor benim yerime onun kokusunu hafızasına almış olduğunu söyledi. Ne yapalım bizim oğlumuz biraz fazlaca babacı. Babamızı biraz daha anlatmalıyım aslında. Örneğin, doğumdan önceki günlerde ne kadar stresli olduğunu, doğuma giderken bütün parasını evde bırakışını, hastanede koşuşturmaktan kilo verişini, eve geldiğimiz gün gidip bebeğinin nüfusunu çıkarışını ve hala devam eden Ege'yi göğsüne yatırıp konuşmalarını. Ha bir de en erken ne zaman birlikte çapkınlığa çıkacakları planları yapışını da atlamamalıyım. Neşet ve junior Neşet aşkı hergün artarak büyüyor. Bu aşkta benim şimdilik pek yerim yok gözükse de ben gene de mutluyum. Oğluma; 
| Canım oğlum, Aramıza gelmen için ben öyle çok acılar çektim, baban öyle çok stresler yaşadı ve sen öyle zor sınavlar verdin ki. Şimdi tek dileğim, uzun ömürlü, sağlıklı ve bol şanslı bir insan olman. Bir de anneannenin dileği var, vatanına hayırlı bir evlat olman! |
Dostlarımıza; Hepinize her fırsatta teşekkür ediyorum ama yetmiyor. Beni doğum öncesi, doğum sırasında ve eve gelince arayıp soran, destek olan sizlere binlerce teşekkürler. Hepinizin dilekleri benim gibi gerçek olsun. 
| Ege'miz şimdi 55 günlük, ona her bakışımızda daha çok bağlanıyoruz. Onunla her yalnız kalışımda şükrediyorum. Şükrediyorum ve hiç ayrılmamamızı diliyorum. Bir de önümüzdeki on-onbeş gün içinde Ege'mize yapılması gereken fıtık ameliyatını atlatırsak daha da mutlu olacağız. |
İÇİMİZDEN BİRİ ARŞİVİNE GEÇMEK İÇİN TIKLAYIN |