| İÇİMİZDEN BİRİ: FİGEN GER Sevgili Figen ve sevgili Gürkan... Her zaman bir "sinerji" içindeler. Her zaman örnek bir çift oldular. Şimdi ise örnek bir dörtlüler. Mutluluklarının bir ömür boyu sürmesi dileklerimle. Dr. Kağan Kocatepe 24/5/2001[KK] 

"İçimizden İkisi" Merhaba, Ben Figen GER, kulüptekilerin tanıdıkları adımla figenikiz. 21 Haziran 2000 doğumlu dünya tatlısı ikiz bebeklerin annesiyim. Bebeklerim doğduğundan beri, söylerken en çok gurur duyduğum cümle bu. Eşimle (Gürkan) üniversiteye başladığımız ilk gün tanıştık, ikizlerim doğmadan önce söylemekten en çok gurur duyduğum cümle "Ben bu dünyadaki eşimi, diğer yarımı" buldum" du. (Bu cümle şimdilerde, eşimin de gönülden onayıyla ikinci sırada) 1992 yılında evlendiğimizde 7 yıllık güzel bir beraberliğin adını koymuştuk sadece. Evlenmek üzerine konuşurken, 1996' da bir bebek yaparız, sonra 1999 sonra da 2001 diyorduk. İki oğlumuz, bir kızımız olsun, mümkünse kızımız ortanca olsun diye planlar yapardık. Eşim tek çocuk, benim dünya tatlısı bir kızkardeşim var, ama 1-2 az, 3 tane olsunlar, hiç yalnız kalmasınlar isterdik hep. Yaşadığımız ülke malumunuz, 1996 maddi olarak zor yıllarımızdan biriydi, hadi 1999, 2001, 2003' e razı olduk. Ben yaş geçiyor paniklerine girdim bile. Neyse ki 1999 da ilk bebisimiz yola cikti. Cok buldumcuk olduk, ilk test sonuclarını herkese ilan ettik, uçtuk uçurduk. Maalesef bebeği 9. haftada kaybettik. O yıl tüm ülkemiz icin olduğundan iki kat daha zor geçti bizim için. Yaşadığımız korkunç felaketler, bize yarın garantimizin olmadığını, hiçbirşeyi ertelememek gerektiğini tekrar hatırlattı, Ekim 1999' da ikinci bebişimiz yola çıktı. Bu sefer test sonuçlarini kimseciklere söyleyemiyor, evde kendi kendimize seviniyorduk. İçimiz içimize sığmıyordu. Sevgili doktorumun, gebeliğimin 5. haftasında yaptığı USG ile hayatımız değişti: İki kese vardı. İlk yorumum, "Eh, baktılar biz işi ağırdan alıyoruz, iki iki gelmeye karar verdiler, yoksa sıra ikinciye gelmeyecek diye korktular" oldu. Hala kimselere birsey söyleyemiyorduk, 8. haftaya kadar da kimselere söyleyemedik. Sevgili doktorumuz 2. kontrolümüzde, "Amma yaptınız yahu, niye söylemiyorsunuz, ilk bebeğini kaybeden tek çift siz misiniz? Hadi söyleyin artık" deyince, haberdar ettik ailelerimizi. İlkinde o kadar heyecanlanmış ve üzülmüşlerdi ki, onlar da temkinli yaklaştılar, "Allah sağlığını versin, tamamına erdirsin" lerden sonra, "yatıyo musun, dinleniyo musun" lar başladı. Tabii 2 aya yaklaştık diyemedik, kızarlardı. Ve ertesi gün, işteyken, içimin boşaldığını hissettim, yoğun bir akıntı olmuştu. Tuvalete gitmeye korkuyordum, 15 dak direndim ama korkunun ecele faydası yok deyip çamaşırımın kıpkırmızı olduğunu gördüğümde, dünya başıma geçti sandım. Hemen doktoruma gittik, yaptığı muayenede bana rahimdeki geniş kanama alanını gösterdi, "Bebeklerden birini -soldakini- kaybetme riskin var, çünkü kanama alanı onun kesesinin tutunmasını engelleyecek kadar genişleyebilir. İki doz iğne yapacağım, hiçbir yan etkisi ve zararı yok, ikisini de dünyaya getireceksin, korkma" dedi. Nasıl korkmam? 10 gün kadar evde kaldım, korkudan hep yattım, suyumu almaya kalkarken bile korktum. Kan göreceğim diye tuvalete gitmeye korktum. Saçma olduğunu bile bile, bebeklerin tutunmasını zorlaştırır belki diye, yan yatmaya, destek almadan doğrulmaya, otururken eğilip terliklerimi düzeltmeye, bilgisayara bakmaya, TV' ye yaklaşmaya bile korktum. Tekrar kontrole gittiğimde doktorum, "Herşey yolunda, alan çok daralmış, sana tekrar normal gebe dosyası açabiliriz" dediğinde sevineyim mi üzüleyim mi bilemedim. Herşey yolunda olduğu için çok sevinçliydim, ama bu dönemde doktorumun beni normal olmayan gebe gibi değerlendirdiğini öğrenmiş ve ne kadar ciddi bir sorun atlattığımı daha iyi farketmiştim. "Bundan sonra herşey normal gitti" demeyi çok isterdim ama durun, daha başınızı ağrıtacağım. İkiz bekliyor olmanın tüm gereklerini yerine getirmeye başladım. Tansiyonum her zaman 9/6 gibi çok düşük değerlerde olmuştur, doktorum bunun ikiz beklerken en önemli avantaj olduğnu söylemişti. Kan hacmim 2 hafta içinde iki katına çıktı, düşük tansiyonun da etkisiyle sürekli baş dönmesi yaşamaya başladım. Nihayetinde bir sabah, tuvalette, hem de otururken bayıldım. Eşime son dakikada sadece seslenmeyi başarabilmiştim. Dudağım patladı, gözümün üstü şişti, haydi yine yatak istirahatleri başladı. Kalbim artan kan hacmine uyum göstermek için deli gibi atıyordu, geceleri kalbimin sesinden uyuyamaz oldum, bu doğuma kadar böyle devam edecekti. Normal konuşamıyordum, her an nefes nefese idim. Sanki az önce 1.000 m koşmuş gibi konuşabiliyordum. Çevremdekiler, 6-7. aylıkken "Doğum çok yakın herhalde" derlerdi, 7. aydan sonra "İkiz mi yoksa?" demeye başladılar. İnanılmaz büyük bir karnım vardı, 7. aydan sonra insan içine çıkmaktan rahatsız olmaya başladım, herkes bana bakıyordu. (Herkes bana bakıyormuş gibi gelmiyordu inanın, birbirlerini dürtüp beni gösteren insanlar bile vardı.) Geceleri uyuyamamaya başladım, başımın altında farklı büyüklük ve yükseklikte 6 yastık koyuyor, her gece değişik kombinasyonlar deniyordum. Özellikle kızım cok hareketliydi, ayaklarını sürekli ciğerlerime sokuyor, itip duruyordu. Karnım her dakika şekilden şekile giriyordu, sadece rahatsızlık duymuyor, yerleri daraldığı ve hareketleri kısıtlandığı için bebeklerim adına üzülüyordum da. 32. haftada kontrole gittiğimizde artık çok ağırdım. Doktorumun doğum için gün vereceğini umuyordum. Verdi de, Temmuz 2 veya 3. Durumumun çok iyi olduğunu, bebeklerimi çok güzel büyüttüğümü söyleyip kocaman da bir "Aferin" dedi. Muayenehanesinden çıktığımda şok olmuştum. Doktorumun verdiği tarih, 39 hafta ediyordu. Tek bebeklerin çoğunun 38 haftada doğduğunu biliyordum, ikizler için 36-37 nin kural gibi olduğunu biliyordum. Tekrar kontrole gideceğimiz haftaya kadar da şoktan çıkamadım. 34. hafta kontrolümüzde, masaya oturur oturmaz -çünkü artık uzanamıyordum- ağlamaya başladım, "Çok ağırım, artık bekleyemiyorum, n'olur doğurtun beni" diye. Sakinleştirdi beni doktorum, çok da yufka yüreklidir, muayene ettikten sonra "Üzülme canım, zaten çok ileri atmışız, 2 haftaya kadar alırız, gayet iyiler, doğmaya hazırlar" dedi ve ben yine şok oldum. Olamaz, yoksa bebeklerimden mi ayrılacaktım. Hayır vazgeçtim, doğurmayacağım, istemiyorum diye düşünüyordum. Her akşam üzeri kızımın hıçkırıklarını sayamayacaktım, her gece oğlumla futbol oynayamayacaktım. Eşim doktorumle doğum günü üzerine pazarlık etmeye başlamıştı bile. Doktorum 24-25 Haziran diyor, eşim 21 Haziran' da ısrar ediyordu. Sonunda Gürkan kazandı ve o günden 21 Haziran' a kadar olan dönem, hem bir dakika, hem de bir asır gibi geçti. Doktorum normal doğumu kesinlikle önermiyor, normal doğumla bağlayıp, ikinci bebeği sezaryanla doğurmak zorunda kalabileceğimi her seferinde hatırlatıyordu. Ben ikinci tercih epidural sezaryen istiyordum. Doktorum, doğumun normalden biraz daha uzun, ama kesinin kapatılmasının normalden çok daha uzun süreceğini, epiduralle çok rahat edemeyebileceğimi söylediğinde ondan da vazgeçtim. Zaten artık pek az şeyi kontrol edebileceğimi hissediyor, tevekküllü davranıyordum. 21 Haziran sabahı hastanenin yolunu tuttuk, sakin ve huzurlu. Yatış işlemlerimi kendim yaptım, zaten öncesinde sigorta şirketimi aramış, sonradan sorun çıkmasın diye ön başvuru yapmıştım, çok şaşırmışlardı. Doktorum, uzun boyuna kısa gelen ameliyat pantolonu üzerinde, her zamanki seri ama sakin koşturmasıyla bana gülümsüyor ve yüreklendiriyordu. İşlemler bittiğinde hemşireler "aaa, Ger bebekler gelmiş" diye bizi karşıladılar. Bu da hayatımızda çok önemli bir değişikliğin ilk işaretiydi. Artık "Figen ve Gürkan Ger" değil, "Ger bebeklerin ailesi" olmuştuk. Hazırlıklar yapılırken, tüm sıcağa rağmen içimde bir ürperti vardı. Ailelerimiz geldiğinde, yüzlerinde neşe ve endişeyle karışık gülümsemeleriyle beni ameliyathaneye yolcu ettiler. Ameliyathanede doktorum Bülent Bey' i ve yanında Alp Bey' i de görünce "İki bebeğe iki doktor, ne güzel" diye düşünüp çok mutlu oldum. 3 hemşire beni karga tulumba masaya yatırdılar, pek gülüştük. Hemşireler, damar açmak, tansiyon aleti takmakla uğraşırken, anestezi uzmanı geldi, gülümseyerek kendini tanıttı. Tatlı bir müzik çalıyor, herkes koşturuyordu. Doktorlarım sadece gözleri görünecek şekilde elleri havada yanıma geldiklerinde, gözlerindeki kırışıklıktan gülümsediklerini anlayabildim. "Hazır mıyız, haydi bakalım" dedi Bülent bey, en son da anestezist hanımın "Normal nefes alın" dediğini hatırlıyorum. Gözümü açtığımda, hiçbirşeyim yoktu. "Bebeklerim nasıllar, ikisi de iyi mi, sağlıkları nasıl?" diye soru bombardımanına tuttum hastabakıcıyı. "Çok iyi ve çok güzeller, siz de iyiyseniz, hemen çıkıp görebiliriz" dediklerinde, "Evet evet, çok iyiyim, çıkalım" dedim. Tabii son kontrolleri yapmaları ve beni odama almaları 30 dakikayı buldu. Eşim ve tüm aile üyeleri, bebeklerin başındaymışlar, eşim sadece "Çok güzeller, çok güzeller" diyip duruyordu. Önce oğlumu getirdiler, gözlerim yaşlarla doluydu ve net göremiyordum, kapkara saçlı, havuç rengi, hakikaten çok güzel bir çocuk. Hemşirenin yardımıyla göğsümü kaptı ve emmeye başladı, ben de daha çok ağlamaya başladım, tüm babalar ve anneler de benimle beraber ağlıyordu. Ardından kızımı getirdiler, minicik, miniminnacıktı. Kumral saçlı, pespembe küçücük suratlı, karbeyaz bir afet. Göğsümü almakta isteksizdi, düşük doğum ağırlıklı olduğu için 30 cc biberon vermeyi uygun bulmuş doktorumuz. Yine de bir iki cok cok yapmayı başardı. Maaile hala ağlıyorduk. Doktor kontrollerinin tamamlanması ve benim biraz dinlenmem için bebeklerimizi aldıklarında, eşimle başbaşa kaldık. Dünyanın en harika iki bebeğine sahip olduğumuz için gözlerimiz mutluluk gözyaşlarıyla doluydu. Bebeklerimizle eve ilk geldiğimiz gün, onları odalarında ilk yatırdığımız gece, bize ilk gülümsediklerinde, ilk sebze çorbalarını yediklerinde, ilk emeklediklerinde, kısacası her ilklerinde, gözlerimiz mutlulukla dolmaya devam ediyor. İki bebeğe birden bakmanın bizi çok bunalttığı, çok öfkelendiğimiz, hırsımızı birbirimizden ve sevdiklerimizden çıkardığımız, yorgunluktan, uykusuzluktan bitap düştüğümüz günler o kadar çok ki. Yine de "Acaba 3. bebeğimiz için 2003' ü beklemesek mi?" diye düşünmüyor değiliz. ;-))) İsteyen herkesin bu büyük mutluluğu tatması dileğiyle.
İÇİMİZDEN BİRİ ARŞİVİNE GEÇMEK İÇİN TIKLAYIN |